İstanbul: Bir Kent Yorumu / An Urban Commentary

İstanbul: Bir kent yorumu / An urban commentary

İstanbul: Bir kent yorumu / An urban commentary

İstanbul: Bir Kent Yorumu / An Urban Commentary

Soygeniş, Sema, Soygeniş, Murat, İstanbul: Bir Kent Yorumu / An Urban Commentary, Birsen Yayınevi, İstanbul, 2006.

Kentler insanların belli bir düzen içinde birlikte yaşadıkları, iletişim, uyum ve karşıtlıklar içinde birlikteliklerini sürdürdükleri mekanlardan oluşur. Kentlerin zenginliği, içlerinde barındırdıkları farklılıklar ve çeşitliliğin çokluğu, bu ilişkiler ağının derinliği ile ölçülebilir. Tarih içinde kentleri oluşturan kültür katmanları birikimi belki de en somut olarak insan yapımı çevrede, mimarlıkta kalıcılığını sağlayabiliyor. Geçmiş, onu oluşturan gelenekler, inanç sistemleri, değerler mekanda aldıkları biçimlerde algılanıyor ve insan yaşantısının bir parçası halinde devamlılığını sürdürüyor. Günlük yaşam içinde yüzyıllar önce yapılmış bir yapının yanından geçiyor, ona dokunabiliyor, içinde çeşitli eylemler gerçekleştirebiliyoruz. Bir dönemin sosyal yaşantısı, yöredeki demografik değişimle farklılaşabiliyor. Fiziksel izlerin sosyal doku ile birlikte varlığı kentin özgün ve canlı devamlılığı için gerekli olsa da, o yaşantının fiziksel çevredeki izleri daha uzun süre zamana karşı direnebiliyorlar. Sosyal doku değişiminin ardından fiziksel dokunun da yok oluşu kentlerin kimliklerinin, kültür ve tarihinin etkisini kaybetmesini hızlandırmaktadır.

Bir bölümünün günümüze kadar ayakta kaldığı şehir surları, Roma, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin ifade bulduğu tarihsel yapıları ve dokusu, Osmanlı kültürü içindeki etnik yapının mekana yansımış örnekleri, bunların oluşturduğu zengin kolaj ile mekansal ve kültürel açıdan önemli bir şehir olagelmiştir.

Kent tarihi araştırmacıları İstanbul’da artık kentsel ölçekte korumadan ziyade, bina ölçeğinde korumadan söz edilebileceğini belirtirlerken fiziksel çevredeki doku değişimin boyutunu vurgulamaktadırlar. Gerçekten İstanbul geçmişinden gelen kültür ve fiziksel çevre mirasını kötü kullanmış ve çok sınırlı ölçekte, eski kente ait fiziksel dokusunu devam ettirebilmiştir. Bugün artık mesire yerleri, büyük bahçeli konakları, yalıları, dutlukları ile anılmasa da önemli tarihi bina ve bunların çevresinde yer alan sınırlı fiziksel dokusuyla devamlılığı büyük önem taşımaktadır. Kentin geçmişinin aynası olan anıtlar ve kentsel dokunun belgelenmesi, koruma altında yeniden canlandırılması bu bölgelerdeki olumsuz değişimi yavaşlatabileceği gibi bu kentte yaşayanlara, kimliğini korumuş kent mekanları sunarken, kent plancıları ve mimarlara esin kaynağı olabilecektir.

Köklü geçmişi, Doğu, Batı uygarlıklarının etki ve karşıtlıklarını yansıtan yapısıyla önem taşımaktadır. Bu katmanlaşmayı ortaya çıkarabilmek, katmanların ortaya çıkardığı örüntüyü kent mekanları bağlamında algılayabilmek, kentin kimliğini okumak açısından önem taşımaktadır. Bu bağlamda İstanbul ‘promönatları’ belli bir geçmişin, onun çeşitliliğinin tespiti anlamında önem taşımakta ve bir yaya kenti olan İstanbul’un yürüyen insana vereceği mekansal etkinin güçlendirilmesinde önemli yer tutmaktadır. Kent mekanlarının açılımlarının ve deniz ile bağlantısının vurgulanması, algılanması İstanbul’un bu tarihsel özelliğine atıf yaparak onu yaşatmak açısından önem taşımaktadır.’

İstanbul’u mimarca keşfetmek, gözlemlemek için 14 promönat, bir kent yorumu, bir kent gözlemi.

Advertisements