İnşaat dünyasına bakış (A glimpse into construction world)

‘İnşaat Dünyası’ dergisi

Mimarlığın amacını, işlevine uygun mekan yaratmak olarak tanımlayan mimar Murat Soygeniş çalışmalarında sade ve yenilikçi detaylara önem vererek işlevselliğe ulaşmayı sorguluyor. Şaşalı yapıları son derece yorucu bulan Soygeniş zarif, modern ve minimalist çizgilerin peşinde koşuşturuyor. Karmaşık­lıktan uzak ve doğaya açık yaşamayı tercih eden bu yenilikçi anlayıştan etkilenmemek mümkün değil.

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Mimarlık Fakültesi profesörlerinden Murat Soygeniş, süslemeye hazır klasik türetimlerden kaçınanlardan, çalışmanın deneysel yönü olmasının kendisi için daha çok önem kazandığını belirten Soygeniş, proje üstüne proje koşuşturması değil, araştırma yoğun bir proje süreci yaşamayı tercih ettiğini söylüyor.

Hayatı taklit etmek yerine birbirini taklit etmeye dayalı mimari yanılgıdan, tartışma­lı proje yarışmalarından ve uzun süredir piyasada yer edinen ‘dergi mimarları’ndan bahsetmekten kendimizi alamadığımız söy­leşide Soygeniş’in “Gelecek bugünden daha fazla şey vaat ediyor” serzenişinde dahi, genç mimarlara duyduğu güven yatıyor.

Aynı zamanda Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Mimarlık Fakültesi’nde profesörlük yapan Soygeniş’in öğrencilerine sık sık anlat­tığı Türkiye’de mimarlığın göreceği iyi günlere dair bir de ütopyası var…

University at Buffalo Mimarlık Okulu'nda Mimari İşler Sergisi (Soygeniş Projects Exhibition at UB School of Architecture)

University at Buffalo Mimarlık Okulu’nda Mimari İşler Sergisi (Soygeniş Projects Exhibition at UB School of Architecture)

İD Öncelikle mimar olma sürecinizi öğren­mek istiyorum…

Murat Soygeniş Benim için her şey tamamen tesadüfi olarak gelişti diyebilirim. Lise son sınıfta mimar olmaya karar verdim. Küçük yaşlardan itibaren resme karşı yeteneğim vardı. Çizmek, boyamak, ev resimleri yapmak hobilerim arasındaydı. Yakın çevremde mimar olmadığı için her şeyi tamamen tesadüf olarak tanımlayabiliyorum. Şu anda geriye bakıp, kendi durumumu değerlendirdiğimde, tesa­düfle birlikte kararlı olduğumu da görüyorum. Üniversite sınavına girdiğim yıllarda ilk üç tercihim İstanbul’da yer alan mimarlık fakülte­leriydi. 1978’in yaz tatili sırasında ilk tercihim olan İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni kazandığımı öğrendim. Bu şekilde mimarlığa ilk adımımı attım.

İD Bir projeye yaklaşırken nasıl pozis­yon alıyorsunuz? Prensipleriniz neler?

MS Şu anda gerçekleştirdiğim tüm projeleri Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) bünye­sinde yapıyorum. Çalıştığım bürom proje ve araştırmaları destekleyecek bir ortam olarak işlev görüyor. Mimariye yaklaşımım­da araştırmacı ve yenilikçi olmak en önem verdiğim konular. Mimarlık ve öğretim üyeliğini bir arada götürmenin en avantajlı yanının bu olduğuna inanıyorum. Her iki yön birbirini besleyip, zenginleştiriyor. Çalışmanın deneysel yönünün olması benim için daha çok önem kazanıyor. Proje üstüne proje koşuşturması değil de araştırma yoğun bir proje süreci yaşamayı tercih ediyorum. Mimarlıkta yenilikçi olandan kopmadan komplike olmayanı yakalamak, işlevsel olanı bulmak büyük önem kazanıyor. Şaşalı tarzı oldukça yorucu buluyorum. Son 20-30 senede mimarlık tarihinde o tür önemli çalışmalar da yer edindi. Örneğin İspanyol Mimar Ricardo Bofil’in tarzı bunun iyi bir örneği. Saygı duymakla birlikte yorucu bir mimarlık olduğunu söylemeden geçeme­yeceğim. Dünya mimarlarına baktığımızda yenilikçi ve farklı arayışlar var. Örneğin dekonstrüktivizm (yapıbozum) diye bir akım var. Açıların alışılagelmiş açılar dışında olduğu bilgisayar teknolojilerini kullanan, parametrik tasarımlar içeren çalışmaların günümüzde yaygınlaştığını görüyorum. Do­layısıyla teknolojinin tasarım sürecinin içine girdiği bir durum söz konusu. Mimaride dekonstrüktivizmin öncü uygulayıcılarından Frank Owen Gehry’nin Nervion Nehri’nin kenarında bulunan Bilbao’daki Guggenheim Müzesi bunun en güzel örneklerinden. Yine Pritzker Ödüllü ilk kadın mimar Zaha Hadid’in çalışmaları da bu yöndedir. Bu tarz fazla teknoloji odaklı bir projelendirme ve yapı üretimi gerektirdiği için Türkiye’ye çok uzak olduğunu henüz bizim kullandığımız teknolojiyle örtüşmediğini düşünüyorum. Ama daha gelişmiş ülkelerde yaygın kulla­nılabiliyor. Bizde daha çok kağıt üzerinde yapılan arayışlar şeklinde kalıyor. Bu açıdan dekonstrüktivizme de çok sıcak bakmıyorum.

İD Tasarımcı mimar kavramı sizin için ne ifade ediyor? Kimler tasarımcı mimardır?

MS Tasarımcı mimar denildiğinde benim zihnimde canlanan, büyük bir mimarlık ofisinde, tasarım departmanında rol alan mimar oluyor. Lisansüstü eğitimimi ABD’de yaptıktan sonra, bir süre o coğrafyada mimarlık pratiğinin içinde bulundum. Bu ülkede Türkiye’de olmayan boyutta, dev mimarlık şirketleri var. Şirketlerin yapı­sını incelediğinizde, tıpkı fabrika üretim hattındaki farklı işlerin gerçekleştirilmesi gibi, mimari işlerin farklı departmanlarca ele alındığını görürsünüz. Tasarım departmanı da bunlardan birisidir. Bu birimde çalışan kişiler de tasarımcı mimar olarak anılır. Türkiye’de ise bu durum biraz değişik yorumlanıyor. Bizde dergilerde projesi en fazla basılan mimarlık grupları ‘tasarımcı mimar’ olarak algılanıyor. Oysa mimari büro olarak işlev verebilmenin olmazsa olmazı, araştırma, tasarım, uygulama dengesini iyi kurabilmektir. Tasarımcı mimarız takıştırmasıyla araştırma ve uygulamadan bihaber olunamaz.

İD Ülkemizde çok sayıda mimari proje yarışması düzenleniyor, takip edebildi­ğiniz kadarıyla bu yarışmaları ve sonuç­larını nasıl değerlendiriyorsunuz?

MS Ödüller önemli ve motive edici, buna rağmen her şey sadece ödül değil. Türkiye’de yapılan yarışmalar aslında iyiyi seçmeyi amaçlıyor. Ama her zaman seçebiliyor mu şüphelerim var. Şöyle düşünün önünüze 500 tane proje gelmiş. Salonda astığınız zaman değerlendirmeniz gereken projelerin sadece boyu 400 metreye ulaşıyor. Hepside yanlışı ve doğrusuyla çok benzer yönler içerebiliyor. Bu 500’ün arasından belirli bir süre içinde yapılan seçimin sağlıklılığı tartışılabilir. Jüriyi değiştirin projeler aynı kalsın, farklı bir sonuç çıkması olası. Dolayısıyla sonuçlar tesadüflere kalıyor. Hatta bazen aksaklıklarla dolu projele­rin birinci seçildiğini de görüyoruz.

İD Taklit mimari yapılar ve taklitçiler çok mu ülkemizde?

MS Ülkemizde ‘dergi mimarcılığı’ hakim. Çoğu zaman yabancı dergilere bakılarak ora­daki mimariye benzetme çabası içine giriliyor. Yaratıcılığın hakim olması gereken bir alanda taklit projelerin sayısı çok fazla, diyebilirim. Yurtdışından etkilenerek hayata geçirilen çalışmalarda temel eksik kendi kentimizde karşılaştığımız sorunlara uygulayabileceğimiz projeler üretememek. Uyumlu geçişler yapan­lar yok mu? Elbette var. Ancak bu tür olumlu örneklerin sayısı oldukça az.

İD Ülkemizdeki mimarlık anlayışını nasıl buluyorsunuz?

MS Bir ütopyam var. Öğrencilerime sıklıkla söylüyorum, günümüzden yaklaşık 15-20 yıl sonra Türkiye’de mimarlık mesleği bugün ol­duğundan daha önemli bir konuma sahip ola­cak, diye. Nüfus artışı ve kentleşme sürecinin daha stabil olacağı varsayılan ileriki dönem­lerde mimarlığa daha fazla önem verileceğini düşünüyorum. Kentleşme sürecinin bu aceleci hızından normal sürece girmesiyle birlikte mimarlık ülkemizde daha anlam kazanacak. Ve işimizin hakkını vermeye başlayacağız. Kentin değerini daha iyi anlar hale geleceğiz. Yani gele­cek, bugünden daha fazla şey vaat ediyor. Söy­lediklerimden günümüzde durum umutsuz anlamı kesinlikle çıkmasın. Zira Türk mimar­ların eserlerinin günümüzde, gelişmiş ülkelerin mimarlıkları arasında giderek artan duruşları, temasları ve ilişkileri çok umut verici. Bu arada gelenek ve alışkanlıklarımızı bir kenara atmayan tutumların az da olsa varlığı daha da iyimser bir tablo ortaya koyuyor.

İD Türkiye’de mimarlara inşaat şirketleri tarafından iş ısmarlanıyor. Ve beklenti bu yönde gelişiyor. Ismarlama anlayışın yaratıcılığı baltaladığını düşünüyor musunuz?

MS İnşaat şirketlerinin yaptıkları yatırım­ların karşılığını alma istekleri kadar doğal birşey olamaz. İmar kurallarının kamu yararını daha fazla koruması gerekliliği çok net bir şekilde ortadadır. Maalesef imar kuralları hepimizin daha fazla tadına vararak yaşayabileceği şehirleri ortaya çı­karmaktan aciz. Bu çıkarımı yapmak için uzman olup, araştırma yapmaya da gerek yok. Şöyle bir çevremizi gözlemlememiz yeterli. İmarla ilgili sorunlara rağmen, kendi mikro çevresi içinde son derece başarılı ve yaratıcı mimarlık ürünlerine imza atan inşaat şirketler de var tabii. Ancak yaşantılarımız bu mikro çevrelerle kısıtlı değil.

İD Mimar müşterisini seçebilme lüksü­ne sahip midir?

MS Mimarın müşterisini seçmesi gibi bir gerekliliğin olduğuna inanmıyorum.

İD Benimsemeyeceğini düşündüğü bir projenin içinde yer almaktan kaygılanmamalı mı peki?

MS Kaygılanmamalı. Kendine güvenen iyi bir mimar kim gelirse gelsin ona iyi bir çözüm sunar. Talep edilen konuya, mimari anlamda doğru ve tutarlı çözümler getirir. Ülkemizin koşulları ile örtüşen ve dün­ya mimarlığına da söyleyecek sözü olan eserler bence en değerli mimari eserlerdir. Mimarlar her türlü işe bu tutarlılık içinde yaklaştıkları müddetçe sonuçların olumlu olma şansı yüksektir. Kamunun yararının korunduğu bir toplumda yaşıyor isek mimar her müşteriyle gönül rahatlığı içinde çalışır. Ancak benim asıl şüphem bu hususta. Kamu yararının yeterince korunmadığına dair ciddi endişeler taşıyorum.

İD İnşaat sektörünün gelişimini nasıl buluyorsunuz? Mimarlar inşaat projesi­nin her aşamasında yer almalı mı?

İS Türkiye’de inşaat sektörü özellikle son 10-15 yıldır olumlu gelişmeler gösteriyor. Birçok sektörle kıyaslandığında kendini yenileyen çağdaş dünyanın doğrultusunda ilerleyen bir konumda. İnşaat şirketleri daha fazla deneysel projeler gerçekleştiriyor. Ara­yış içerisinde olan sektörün yeniliklere daha fazla değer verdiğini görüyorum. Bu olumlu yaklaşım dönem içinde gelişen malzeme teknolojisi ile de ilişkili. Şunu vurgulamak­ta fayda var. Artık inşaat sektörü sadece işlevsel, estetik anlamda düzgün çevrelerin ortaya çıkarılması işiyle sorumlu değil. Dünyanın üzerinde çok durduğu, enerji ta­sarrufu, sürdürebilirlik ve deprem sorununa karşı önlemler gibi konulara da yönelmeli. Mimarlar inşaat projesinin her aşamasında yer almalı. Oysa bizde yer seçimi konusu mimarın çok dışında gelişiyor. Bir takım bölgelerin kullanım amaçları üst politikalar tarafından belirleniyor. Bu doğru bir yakla­şım da olabilir. Ama politikalara yön veren gruplar içinde mimarların rol almasının kararları zenginleştireceği ve daha sağlıklı bir yöne çekeceği inancındayım. Hangi bölge ne amaçla kullanılacak kararında kent planlayıcıları, politikacılar ve belediyelerin sorumlu­ları kadar mimarın girdisi de önemli.

İD Ne tür bir yapının önünden geçer­ken gözünüzü alamazsınız. Sizde nasıl bir yapı hayranlık uyandırır?

İS Tek bir doğru cevapla kestirip atılama­yacak derecede anlamlı bir soru. Kişisel konuşacağım, bunun formülünü vermek zor, hatta imkansız. Bazen yenilikçi teknolojileri kullanmış olan dev bir havaalanı terminal yapısına hayranlık duyarsınız, bazen yüksek bir yapıdan narinliğinden ötürü etkilenirsi­niz. Ya da küçük bir konut yapısı sizi cezbedebilir, cephesine, iç mekanındaki yaratıcı çözümlere takılıp kalırsınız. Farklı özellikle­rinden dolayı etkilendiğim çok yapı olmuştur. Hayranlık duyulacak yapıyı birtakım kurallar­la tanımlamak bence imkansız. Beğenilerim doğrultusunda, sade, işlevsel, yenilikçi ve deneysel olan her ölçekte yapıya hayranlık duyabilirim.

İD Kaldırımlar, çok katlı, az katlı binalar, otobüs durakları, marketler, mağazalar… Yol boyunca gözünüzün değdiği her şeyi mimari açıdan sınava tabi tuttuğu­nuz oluyor mu?

IS Maalesef, bunu çok yapıyorum. Za­man zaman meslektaşlarımla konuşurken onların da aynı duyguyu paylaştıklarına şahit oluyorum.Yolda yürürken mesela bir apartmanın diğerine neredeyse değecek kadar yakın olduğunu gördüğüm an ona bir yorum yapıyor, trafikte aksama varsa hemen ayaküstü trafiği rahatlatacak alternatifler ge­liştiriyorum. Kaldırımlar, balkonlar vs. çoğu zaman her kafamı çevirdiğim alanda çözüm üretmem gereken eksiklikler karşıma çıkabi­liyor. Mesleğin getirdiği görsel düşünce, çev­reyle ve algıyla ilgili olduğu için bu tekrarı yaşıyorum. Bu durum hem iyi hem kötü.

İD Şehircilik denildiğinde ne anlaşılır?

MS Şehirler insanların bir arada yaşadıkları dev ve çok boyutlu organizmalar. Sosyal, kültürel, ekonomik yönleri ile bir bütün olan şehirler, mimari ve tasarım anlamında da insanın gündelik yaşantısını düzen ve huzur içinde geçirebildiği mekanlardan oluşmalı. Şe­hircilik konsepti itibarıyla kamu yararını, birey yararının önünde tutmalı. Öncelikle tüm hiz­metler, alt yapı, yollar, yaya yolları, yeşil alanlar yeterli ve kolay kullanılabilir olmalı, toplum denge içinde şehrini deneyimleme olanağına sahip olmalı. Ancak bunlar sağlandıktan sonra bireylerin kişisel istekleri gündeme gelebilir. Örneklemek gerekirse, bir yapının kullanıcılarının yeşil alan ihtiyacı, yürüyerek ulaşabilecekleri uzaklıkta, kolay erişilebilecek şekilde planlan­malı. Oysaki İstanbul başta olmak üzere birçok kentimizde kaçak imarların var olduğunu biliyoruz. Bunu Mimarlar Odası da belediyeler de biliyor. Konut sahiplerinin seçim sırasında izin aldıklarından ve sonrasında durumun yasal hale dönüştüğünden hepimiz haberdarız. Kent­lerimizin yüzde 60-80’i artık kanıksanmış bu hata üzerine kurulmuş. Eğer bugün İstanbul’un yüzde 80’i kaçak yapılaşmaysa temel sorun bu­rada yatıyor. İhtiyaçlarını karşılayamayan çarpık yerleşimin baş gösterdiği şehirlerde yaşamak zorunda olan bireyler mutsuz oluyor. Sorun kaçak yapıları kaldıralım düzgününü koyalımın ötesinde Türkiye’nin sosyal, kültürel, ekono­mik yapısıyla ilgili. Bugün bir mimar olmanıza gerek yok; herhangi biri, uzmanlık alanı ne olursa olsun kentlerimizin durumunun vahim olduğunu görür.

İD Bir mimarın altına imza atacağı ya da atmayacağı çalışmalar neler?

MS Mimarlığın çok sayıdaki amaçlarından birisi kullanıcıların gereksinimlerini karşılayabilen, işlevsel mekanlar yaratmak. Buradan yola çıkarak, en temel olan bu amaca uymayan çalışmalara mimar imza atmamalıdır. Kişisel beğenileri bir kenara bırakırsak, imza atılabilir atılamaz olma durumunda kamu yararı önem kazanıyor. Mimarlık, tek bir amaca indirgene­mez. Çok yönlü bir disiplindir. Mesleğin diğer amaçları, ülke ekonomisi ve teknolojisiyle uyumlu olabilme çabası, yenilikçi araştırmalara yer vermesi, çevre ile ilişkilerinde kamu yararını düşünen çözümlere ulaşması, sürdürülebilirlik, deprem, yangın konularını etraflıca çözüm içinde barındırması gerekir. Mimarlar günü­müzde ne kadar fazla bu konuyu çalışmalarının doğal bir parçası haline sokarlarsa, çevrelerine o kadar faydalı olurlar. Hayatla ilgili bu seçim herkesin kendisine aittir. Umuyorum kamu ve toplum yararı daha fazla gözetilir.

İD Türkiye’deki özellikle İstanbul’daki kentsel yapıyı değerlendirebilir misi­niz? Mimar ve mühendislerin kentsel yapının geliştirilmesinde ne gibi rolleri olabilir?

MS Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Bu dezavantaj olarak algılanan yönümüz, avantaj haline dönüştürülebilir. Kentleri­miz gelişim süreci içinde ve tarihsel açıdan önemi düşünüldüğünde katmanlı bir yapı sergiliyor. İster İstanbul, ister Trakya ya da Anadolu’daki diğer kentler olsun, gelişim süreçleri ve tarihsel katmanları sergilenecek şekilde planlanabilir. Birçok açıdan geç kalınmış bir durum söz konusu. Örneğin, imar rantının ortaya çıkardığı niteliksiz ve acele içinde gelişmiş olan apartman semtleri ile sağlıksız ve geri dönüşü imkansız olan bir süreç son elli yıldır sürmekte. Çeşitli kurum ve kuruluşların el ele vermesiyle en azından bundan sonraki kentsel gelişmeler kontrol altına alınabilir. Plansız gelişmiş olan alanlar yeniden düzenlenebilir. Mi­marlar, mühendisler ve katkısı olabilecek herkes kişisel faydalarını unutup, kentle­rimizin geleceği için fikir üretmeli, eyleme geçmelidir.

İD Gündüzünden arındırarak soru­yorum. Gece Beyoğlu ya da gece Boğaz… Bir mimar olarak sizde uyan­dırdığı hisleri merak ediyorum.

MS İstanbul bir dünya kenti. Nasıl Amerika’nın New York’u ‘asla uyumayan şehir’ olarak anılıyorsa, Tokyo, Hong Kong, Rio de Janeiro, Meksiko günün her saatini hareketli geçiriyor ve mimarisi kentin hızına ayak uyduruyorsa İstanbul’da da durum benzer. İstanbul gece ve gündüz çalışan adeta hiç durmayan bir makine. Gün ışığında her köşesi nasıl heyecan uyandı­rıcı ise geceleri de son derece ilham verici. Bunun üzerine farklı mevsimlerin etkilerini de koyduğunuzda dramatik ve nefes kesici, sürekli değişen bir tabloyla karşı karşıyayız. Güneşli, yağmurlu, karlı havada vapur­la Boğaz’da seyahat ettiğinizi hayal edin. Kalabalıktan, tenhaya doğru, Beşiktaş’tan Rumelikavağı’na kadar kentin tenhalaşması­nı izleyin. Tüm yapıları gözünüzün ucuyla süzün. Yağmurlu ve karlı mevsimlerde aynı rotada gidin bir kez de. Her bir deneyim bir öncekinden çok farklı olacak ve her seferinde başka bir heyecan duyacaksınız. İstanbul’un her anı, köşesi ve mimari çizgisi izlenmeye değer.

İD Türkiye’de verilen mimarlık eğitimini nasıl buluyorsunuz?

MS Mimarlık öğrencisi olduğum dönem 1978-1982 yılları arasına rastlar. O dönem, ülke 12 Eylül 1980 darbesi ile bölünmüş, Türkiye’nin sıkıntılı bir dönemiydi. Biz lisans eğitimimiz süresince çok az mimari gezi yapabilmiştik, kütüphanemizde kitap ve dergi sayısı günümüzdeki kadar zen­gin değildi. Şimdi öğrencilerimiz dünyada olup bitenden, bizim olduğumuzdan daha fazla haberdar. Mimarlık dünyasında neler oluyor, hemen bilgi edinebiliyorlar. Eğitim sisteminin Avrupa ile uyum çabalarının da giderek daha olumlu sonuçlara ulaştığını düşünüyorum. Mimarlık eğitimi ve eğitim sonrası meslek hayatı boyunca sürekli kendinizi geliştirmeniz gerektiği açık. Bu nedenle mimarlık okullarından ve mezuniyet sonrasında mimarlık bürolarından her şeyi beklemek doğru değil. Sürekli motivasyo­nunu koruyan ve kendini eğitmesini bilen kazanıyor. Özetlemek gerekirse eğitim siste­mimiz iyi ama daha da iyisini nasıl başarırız onu sormakda fayda var.

İD Yazılarınızdan biraz bahseder misiniz? Özellikle ne tür ayrıntıları dile getiriyorsunuz?

MS Son birkaç yıldır, bilimsel araştırmalar ve yazılara ağırlık vermiş durumdayım. Mesleki görüş ve yorum yazılarına bir süredir ara verdim. Araştırma ve yazılarımda ele aldığım konular, Türk mimarlığı ve mimarlık eğitimi üzerine odaklanıyor. İstanbul’da kentsel mekanlar, çağdaş sanat yapıları ve çeşitli coğrafyalardan gözlemler üzerine yazılarım bulunuyor.

Kaynak: Seçkin, F., Miloşyan, G., “Yaratıcı Mimar: Murat Soygeniş”, İnşaat Dünyası, Sayı 330, s. 94-105, Ekim 2010.